00903122138435 info@tzd.org.tr

Türkiye Ziraatçılar Derneği 2017 Yılı Tarım Sektörü Değerlendirmesi

2017 yılını tarım sektörü açısından değerlendirmeye başlarken en başta söylenmesi gereken şey, tarım sektörümüzün yıllardır devam etmekte olan kronik sorunlarından hiçbirinin bu yıl da çözülememiş olduğudur.
Bu “kronik” sorunlar, yıllardır çözülemediği için üst üste birikmektedir ve önümüzdeki yıllarda giderilemediği takdirde çok daha büyük yapısal sorunlara yol açacaktır.
Bunların başında tarım sektöründe yaşanan ciddi finansman sıkıntısı gelmektedir.
DESTEKLEMELER YETERSİZ KALDI
Ülkemizde tarım sektörünün en önemli finansman kaynağı bütçeden destekleme için ayrılan fondur.
Türkiye’de 2006 yılında kabul edilen Tarım Yasası’na göre bütçeden her yıl tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılan pay Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde birinden daha az olmamak zorundadır. Ne var ki, o yıldan bu yıla, bu orana hiç ulaşılamamıştır.
Örneğin 2017 yılında milli gelir (GSYH) 2 trilyon 404 milyar TL olarak hesaplanmıştı.
Buna göre bütçeden tarımsal destekleme için ayrılması gereken pay, 20.4 milyar TL olmalıydı…
Ne var ki, 2017 yılı bütçesinden tarıma ayrılan pay 12 milyar 837 TL’de kalmıştır.
Bu durumda, 2017 yılında bütçeden tarımsal desteklemeye ayrılan pay ile yasa gereği ayrılması gereken pay arasında 8 milyar TL’lik bir fark bulunmaktadır.
BORÇLANMADA KRİTİK NOKTAYA GELİNDİ
Yukarıda açıkladığımız nedenlerle çiftçiler üretimlerini finanse edecek yeterli kaynağı üretim faaliyeti ve desteklemeler aracılığıyla elde edememektedir. Bu durum üreticinin bütçesindeki açığı her geçen yıl biraz daha büyütmekte ve son çare olan kredi kullanımına yöneltmektedir. Ancak bütçedeki açık devam ettiği sürece bu durum sürdürülebilir değildir. Hiçbir sektör devamlı borçlanarak gelişip güçlenemez. O nedenle öz kaynaklar kısa sürede artırılamayacağına göre destekleme (12 milyar TL) ile tarımsal kredi (yaklaşık 70 milyar lira) arasındaki dengesizliğin azaltılması acil bir zorunluluk haline gelmiş bulunmaktadır.
GİRDİ FİYATLARINDAKİ ARTIŞ ÜRETİM FİYATLARINI KATLADI
Tarım sektörünün önemli sorunlarından bir diğeri üretici fiyatları ile girdi fiyatları arasındaki makasın üretici fiyatları aleyhine açılmasıdır.
Bu durumun en açık örneği tarımsal girdilerin en önemlilerinden biri olan mazotta görülmektedir.
Çiftçilerimiz dünyanın en pahalı mazotunu kullanmakta ve mazot için ödedikleri paranın yarıdan fazlası vergi olarak devlete gitmektedir. Daha açık söylersek, çiftçi, beş lira verip bir litre mazot aldığında ÖTV ve KDV, yani dolaylı vergi olarak devlete üç liraya yakın para ödemektedir.
Tarım sektöründe yılda 3.3 milyar litre civarında mazot kullanıldığı hesaplanıyor…
Bu durum, çiftçinin, aldığı 12 milyarlık desteğin geçtiğimiz yıl fiyatları itibariyle yaklaşık 7.5 milyarını mazot alırken devlete geri verdiğini göstermektedir…
İlaç, gübre, tohumluk gibi çoğu ithal olan ürünlerdeki dövize bağlı artışlar da hesaplandığında bu fatura çok daha kabarmaktadır. 2016 yılında gübre ve yemde KDV’nin kaldırılması bu açıdan yaşanan olumlu bir gelişme olsa da bu önlem genelde uğranan kaybı karşılamaya yetmemiştir.
İTHALATA BAĞIMLILIK ARTTI
Üreticiyi sıkıntıya sokan bir diğer önemli husus tarımsal ürünlerde ithalata bağımlılığın giderek artmasıdır. Özellikle son yıllarda tarım ve hayvancılık ürünlerinde kendine yeterliliğin sağlanması ya da fiyatların artmasına karşı önlem alınması adına başvurulan “sıfır faizli ithalat” tabir caizse çiftçimizin belini bükmektedir.
Özellikle et, hububat ve bakliyat ürünlerini de kapsar hale gelen bu uygulama, geçici olarak fiyatlarda bir düşüş yaratsa bile bunun bedeli rekabet edemeyen üreticilerimizin üretimi terk etmesidir. Bu da birçok temel üründe üretimin yeterince artış gösterememesine ve ithalata bağımlılığın kronikleşmesine neden olmaktadır.

2018’DEN BEKLENTİLERİMİZ
Sektör olarak 2018 yılından beklentilerimiz, yukarıda kısaca belirtilen sorunların çözümü yönünde adımlar atılmasıdır…
Bunların başında tarıma bütçeden ayrılan payın artırılarak yasanın öngördüğü asgari limite, yani GSMH’nın yüzde 1’ine çekilmesidir.
Bu durum bir borç batağına girmiş bulunan küçük ve orta üreticilerimizin üretime devamı açısından hayati bir zorunluluk halini almış bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra girdi fiyatlarının ucuzlatılması için üretimi teşvik başta olmak üzere gereken önlemler vakit geçirmeden alınmalıdır.
Örneğin, 2016 yılı sona ererken açıklanan Milli Tarım Projesi çerçevesinde, 2017 yılında tarımsal üreticilerin kullandığı mazotun fiyatının yarısının devlet tarafından karşılanacağı açıklanmıştı. Ancak 2017 yılında bu vaat karşılanmadı. Özellikle dolardaki son artışlardan sonra mazota yapılan zamlar da göz önüne alındığında, 2018 yılı bütçesinde bu vaadin karşılanması büyük önem kazanmış bulunmaktadır.
Ayrıca;
-Türkiye kendine yeterliği olmayan ürünlerde yeterliği hedeflemeli ve ihracat olanağı olan ürünlerde üretimi teşvik etmelidir. Yapılan planlar açık ve net hedeflere sahip olmalı ve kamunun desteğiyle uygulanmalıdır.
-Küçük ve orta üreticilerin gerek üretim gerekse ürünlerini pazarlama aşamasında uğradıkları zararı önleyecek ve tarım topraklarını koruyacak önlemler alınmalı ve uygulanmalıdır. Piyasayı düzenleyecek ve küçük üreticilerin ürünlerini işleyerek pazarlayacak Şeker fabrikaları korunmalı, TMO, ESK gibi kamu kuruluşlar güçlendirilmelidir.
– Tarım sektörünün geliştirilmesi açısından küçük ve orta üreticilerin kooperatif türü örgütlerinin kurulması ve geliştirilmesi teşvik edilmelidir.
-Tarım sektörü gıda ve hayvancılık sektörleriyle birlikte ele alınarak tarımsal üretim, sanayi, pazarlama ve ticaret entegre edilmelidi.

Hüseyin DEMİRTAŞ

Türkiye Ziraatçılar Derneği

Genel Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.