00903122138435 info@tzd.org.tr

Türkiye Ziraatçılar Derneği 2020 Yılı Tarım Sektörü Değerlendirmesi

Tarım Sektörü Borç Batağında Direniyor

2020 yılında tarım sektörünün yaşadığı süreci daha iyi değerlendirebilmek için 2019 yılı ile bir kıyaslama yapmak gerekmektedir.

Geçen yıl yaptığımız değerlendirmede yaşanan sorunları şöyle belirlemiştik:

  • Tarımsal rekoltelerde önemli bir bölümünde düşüş
  • Desteklemelerin yasanın belirlediği sınırın altında kalması
  • Kaynak ve finansman sorunu nedeniyle üreticinin borç sarmalına sürüklenmesi
  • Temel tarım ürünlerinde gümrük vergisiz ithalatın artması nedeniyle üreticinin rekabet şansının azalması
  • Gıda enflasyonu genel enflasyon oranının üzerindeyken tarım ürünlerinin üretici fiyatlarının bu seviyenin altında düşmesi
  • Çiftçinin, pazarlama ve sanayi sektöründen kopması
  • Bu gelişmeler sonucunda çiftçinin tarımdan koparak kentlere göç etmesi ve ekilen toprak miktarının gerilemesi.

Bu sorunlar, bazı temel tarım ürünlerinde rekoltelerde görülen artış dışında, 2020 yılında da derinleşerek devam etmiş, bunlara bir de kovid-19 virüsünün ekonomide yarattığı genel tahribatın tarım sektörüne yansıması eklenmiştir.

Öncelikle bu yıl yaşanan olumlu gelişmelere bir göz atarsak;

2020 YILINDA REKOLTELERDE ARTIŞ EĞİLİMİ GÖRÜLDÜ

TÜİK tarafından 23 Ekim 2020 tarihinde yayınlanan bitkisel üretim tahminlerine göre bu yıl iklim koşullarının da olumlu seyretmesi nedeniyle buğday üretimi geçen yıla göre %7,9 oranında artarak 20,5 milyon ton, arpa üretimi %9,2 oranında artarak 8,3 milyon ton, çavdar üretimi %3,2 oranında artarak 320 bin ton, yulaf üretimi %17 oranında artarak yaklaşık 310,2 bin ton olarak tahmin edilmiştir.

Diğer ürünlerdeki duruma baktığımızda yine TÜİK rakamlarına göre şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz:

-Baklagillerin önemli ürünlerinden yemeklik bakla rekoltesi %6,1 oranında azalarak yaklaşık 5,1 bin ton,

-Kırmızı mercimek üretimi %6,8 oranında artarak yaklaşık 331,2 bin ton,

– Patates üretimi %4,4 oranında artarak 5,2 milyon ton,

– Ayçiçeği üretimi %1,5 oranında azalarak yaklaşık 2,1 milyon ton,

– Şeker pancarı üretimi %10,8 oranında artarak 20 milyon ton olarak öngörülmüştür.

– Sebze ürünlerinde üretim miktarının 2020 yılında bir önceki yıla göre %1,6 artarak yaklaşık 31,6 milyon ton olacağı, sebzeler grubunun önemli ürünlerinden domateste %2,4, kuru soğanda %3,6, hıyarda %24,3 oranında artış, karpuzda %9, kavunda %3,3, sivri biberde %8,7 oranında azalış olacağı tahmin edilmektedir.

– Meyveler, içecek ve baharat bitkileri için öngörülen genel üretim miktarı %7,3 oranında artışla yaklaşık 23,9 milyon ton olurken, elmada %19,5, şeftalide %12,3, kirazda %10,3, çilekte %25,4, narda %3,9 oranında artış öngörülmüştür.

Diğer meyvelerden mandalinada %11,5, sert kabuklu meyvelerden antep fıstığında %248,7, incirde %3,2, muzda ise %24,2 oranında artış olacağı tahmin edilmektedir.

Endüstriyel bitkilerden pamukta bu yıl rekoltede düşüş eğilimi olması nedeniyle fiyatlar yükselme eğilimine girmiş, pamuk prim fiyatlarındaki artış da buna eklenmiştir.

TARIM SEKTÖRÜ KRİZE RAĞMEN BÜYÜMEYE DEVAM ETTİ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan rakamlara göre Türkiye’de tarım sektörü yılın birinci çeyreğinde %3, ikinci çeyrekte %4, üçüncü çeyrekte esa %6,2 oranında büyümüştür.

Ekonominin genel büyüme oranının birinci çeyrekte %4,5, ikinci çeyrekte % -9,9 (küçülme) , üçüncü çeyrekte %6,7 olduğu düşünülürse, tarım sektörünün tüm zorluklara rağmen ekonominin genelinden daha iyi bir performans gösterdiği ve ekonominin gelişmesine olumlu katkı yaptığı görülmektedir.

KAYNAK VE FİNANSMAN SORUNU DERİNLEŞMEYE DEVAM ETTİ

Bu olumlu gelişmelere karşın tarım sektörünün kaynak ve finansman sorunu bütün şiddetiyle devam etmektedir.

Bu sorunun temelinde tarıma ayrılan desteğin yetersiz olması ve Tarım Yasası’nın öngördüğü miktarın sürekli altında kalması yatmaktadır. Türkiye’de tarıma ayrılacak asgari destekleme miktarı 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’nun    21. Maddesi ile açık bir biçimde belirlenmiştir. Bu maddeye göre, “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı için bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz.”

2020 yılında Türkiye’nin GSMH’sı 4 trilyon 596 milyar TL olarak tahmin edilmişti. Bu durumda 2020 yılında bütçeden tarımsal destekleme için ayrılan kaynağın asgari 40, 5 milyar TL olması gerekirdi. Oysa 2020 yılında bütçeden destekleme için ayrılan kaynak 22 milyar TL olmuştur. Daha açık bir deyişle, bu yıl destekleme için bütçeden ayrılan kaynak olması gerekenin yaklaşık yarısı düzeyinde kalmıştır.

Önümüzdeki yıl için geçerli olacak 2021 yılı bütçesi geçtiğimiz günlerde kabul edilmiştir. 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, Kovid-19 nedeniyle bir süredir ertelenen tüketim ve yatırım kararlarının gerçekleşeceği beklentisiyle özellikle yurt içi talep artışı kaynaklı olarak GSYH büyümesinin 2021’de yüzde 5,8 olması öngörülmektedir. Bu tahmine göre tarımsal desteklemeler için 2021 yılı bütçesinden ayrılması gereken miktar Tarım Yasası uyarınca 43 milyar TL civarında olması gerekmektedir. Ancak böyle olmamış, tarım destekleri, 2020’de olduğu gibi 2021’de de 22 milyar lira olarak belirlenmiştir. Başka bir deyişle destekleme bütçesinde toplamda hiç bir artışa gidilmemiş, yalnızca    bütçe içerisinde bazı kaydırmalar yapılmıştır. En dikkat çeken nokta ise girdi ithalata bağımlı olmaları nedeniyle döviz kurlarındaki son yükseliş sonucu fiyatlarında büyük artışlar yaşanan mazot, gübre ve hayvancılık desteklerinde 787 milyon lira kesinti yapılacak olmasıdır.

Tarım ve Orman Bakanı Sayın Ekrem Pakdemirli, bakanlık bütçesini sunuş konuşmasında Tarım Kanunu’na göre çiftçiye milli gelirin en az yüzde 1’i oranında destek verilmesi gerektiğine yönelik eleştiriler üzerine Ziraat Bankası, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü yatırımları ve verilen desteklerle birlikte söz konusu rakamın yüzde 1 oranına denk geldiğini iddia etmiştir. Oysa yasanın yukarıda aktardığımız maddesi çok açıktır. Sözü edilen yüzde 1 oranındaki fon “destekleme ve yatırımlar için ayrılan miktar” olarak değil, çok açık bir biçimde “tarımsal destekleme programlarının finansmanı için ayrılacak miktar” olarak belirlenmiştir.

YETERLİ DESTEK ALAMAYAN ÜRETİCİLER ÇAREYİ BORÇLANMAKTA ARADI

Bu durumda üretimi sürdürmekte zorlanan üreticiler ister istemez çareyi banka kredilerinde aramıştır. Bunun sonucunda tarım kesiminin kredi borçları her yıl artmaya devam ederek ödenmesi güç bir noktaya doğru gitmektedir.

Nitekim, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerinden derlediği bilgilere göre, 2019 sonunda 107 milyar 834 milyon lira olan Türk bankacılık sektörünün tarım alanında kullandırdığı kredi miktarı,    son 7 aylık dönemde 13 milyar 998 milyon liralık artış göstererek, bu yılın temmuz sonunda 121 milyar 832 milyon liraya ulaşmıştır. Kullandırılan tarım kredilerinin bakiyesi, temmuz sonu itibarıyla 2019 sonuna kıyasla yüzde 13’lük artışa işaret etmektedir. Tarım sektöründeki 121,8 milyar liralık kredi bakiyesinin 35,5 milyar lirası kısa vadeli, 81 milyar lirası orta ve uzun vadeli, 5,3 milyar lirası ise takipteki kredilerden oluşmaktadır. Bu da kısa vadede üreticilerin ödemesi gereken borç miktarının desteklemeler için ayrılan fonin neredeyse iki katına yaklaştığını göstermektedir.

Bankalara olan borcun yanı sıra çiftçinin Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği’ne olan borcu da 12 milyar liraya ulaşmıştır. Kovid-19 krizi nedeniyle planlanan ekonomik destek programlarında çiftçiye hiçbir destek verilmediği gibi, genel borç yapılandırmasından da tarımsal üreticiler birey bazında yararlandırılmamıştır. Nitekim,    TBMM Genel Kurulu’nda geçtiğimiz günlerde kabul edilen İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile vergi borçları ve Hazine alacaklarında yapılandırmaya gidilirken yasaya Tarım Kredi borçlarının da eklendiği haberleri gündeme gelmişse de bu gerçekleşmemiştir.

GÜMRÜKSÜZ İTHALAT ÜRETİCİNİN REKABET İMKANINI ORTADAN KALDIRDI

Son yıllarda tarımsal üreticilerin yeterli gelir sağlayamamaları nedeniyle üretimden çekilmeleri sonucu rekoltelerde ve toprak kullanımında görülen düşüşler bir çok temel üründe kendine yeterlilik oranının azalmasına neden olmuş, bu durum sonucunda oluşan açık ithalat yoluyla giderilmeye çalışılmıştır.

Bilindiği gibi, TL’nin yaşadığı değer kaybı nedeniyle ithal tarım ürünlerinin fiyatları iç piyasa fiyatlarının üzerine çıkmıştır. Bu durumda ithal ürünlerin piyasa fiyatlarında düşüş sağlamak için gümrük vergilerinin azaltılması ya da “sıfırlanması” yoluna gidilmektedir.

Bu durum, Türkiye’de tarım sektörünün gelişimi açısından bir kısır döngü yaratmıştır. Yeterli kazanç sağlayamayan üretici üretimden çekilmekte, bunun sonucu tarım ürünlerinin fiyatları artmakta,    ürün ucuzlasın diye ithalat yapılmakta, bu da fiyatları aşağı çekemeyince gümrük vergilerinden vazgeçilmektedir. Bu durum karşısında ithal ürünle rekabet edemeyen üreticilerin üretimden çekilmesi hızlanmakta ve döngü böyle devam edip gitmektedir. Bu kısır döngüye bir son verilmediği takdirde, son yıllarda hızla azalarak yüzde yediye kadar düşmüş olan tarımsal nüfus daha da düşecek, ülkede tarım ürünleri açığı daha da büyüyecektir.

GIDA ENFLASYONU ARTMAYA DEVAM ETTİ

Son yıllarda ülkemizde enflasyonun adeta sürükleyicisi haline gelen “gıda enflasyonu” olayı bu kısır döngüden kaynaklanmaktadır.

Nitekim, son açıklanan TÜİK rakamlarına göre yıllık enflasyon, işlenmiş gıda grubunda 1.70 puan artışla yüzde 14.49’a yükselirken, işlenmemiş gıda grubunda 1.31 puan artarak yüzde 18.78 olmuştur.    Açıklamada, döviz kuruna duyarlılığı yüksek olan yumurta, bakliyat ve pirinç gibi ürünlerde fiyat artışlarının hızlanarak devam etmesi, ekmek ve tahıllar yüzde 2.66, diğer işlenmiş gıda ise yüzde 1.91 aylık fiyat artışı görülmesi dikkat çekmektedir. Fiyatı en çok yükselen gıda grubu, aylık yüzde 5.88 fiyat artışıyla üretim açığının yüksek olduğu katı ve sıvı yağlar olmuştur.    Taze meyve-sebze dışı gıda grubu yıllık enflasyonu, bu gelişmeler sonucu    yüzde 15.69’a yükselmiştir. Bu oran TÜİK’in açıkladığı yıllık genel enflasyon oranı olan yüzde 11,89’un çok üzerindedir.

KÜRESEL GIDA FİYATLARINDAKİ ARTIŞ EĞİLİMİ GÜÇLENDİ

Dünya gıda fiyatlarının da sürekli yükseliş halinde olması nedeniyle, ortaya çıkan bu kısır döngünün ithalatın artırılması yoluyla ortadan kaldırılması imkânsızdır.

FAO’nun verilerine göre, tahıllar, şeker, süt ürünleri ve bitkisel yağlar başta olmak üzere küresel gıda fiyatları, son beş ay boyunca yükselişini kesintisiz sürdürmüştür. Fiyatı en çok yükselen tarım ürünü buğdaydır. FAO Tahıl Fiyat Endeksi, bir önceki aya göre yüzde 7.2 artarak Ekim 2019’daki değerinin yüzde 16.5 üzerine çıktığını göstermektedir. Artışın başlıca nedeni, buğday fiyatlarındaki daralan ihracat, Arjantin’deki kötü büyüme koşulları ve Kuzey Amerika, Karadeniz bölgesi ve Avrupa’da devam eden kurak havanın kışlık buğday ekimlerinin etkilenmesidir.

Diğer tarım ürünlerinde de yükselme eğilimi devam etmektedir. FAO Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi,geçen ay yüzde 1.8 artmış, Süt Ürünleri Fiyat Endeksinde aylık artış yüzde 2.2 olmuştur. FAO Şeker Fiyat Endeksindeki artış Eylül ayına göre yüzde 7.6’yı bulmuştur. FAO endeksinde fiyatı düşen tek ürün et olmuş, o da bizdeki iç piyasada artışını sürdürmüştür.

TARIM ÜRÜNLERİ FİYATLARININ ARTIŞINDAN ÜRETİCİ YARARLANAMADI

Ülkemiz tarım sektörünün en önemli özelliklerinden biri üreticilerin ürünlerini pazarlayacak kooperatiflerin zayıflığıdır. Geçmişte, bu alandaki açığı kapatmak için Tarım Satış Kooperatifleri modeli benimsenmiş ve bu kooperatifler çiftçinin ürününü satın alıp işleyerek önemli bir fonksiyonu yerine getirmişlerdi.

Ancak 2001 yılında Tarım Reformu adı altında uygulanan IMF Programı, “verimsiz” oldukları gerekçesiyle bu kooperatiflerin tüm sanayi işletmelerini kapattırdı ve bu kooperatiflerin devletten yardım almasını yasakladı. O zamana kadar devlet desteğine güvenerek ve siyasal iktidarların talimatlarına uyarak ürün alımları gerçekleştiren, bu nedenle de yüksek oranda borçlanan kooperatifler, “özerkleştirme” adı verilen bu darbe karşısında ya kapanmak ya da faaliyetlerini sınırlamak zorunda kaldılar. Aynı dönemde kooperatiflere destek verilmediği ve tarım kredileri faiz oranı yüksek olduğu için Tarım Satış Kooperatiflerinin yerine üretici ya da pazarlama kooperatiflerinin kurulması da mümkün olmadı.

Bu durum nedeniyle üretici, ürününü değerinden pazarlama imkânını kaybederek, aracı tüccarların ya da büyük marketlerin insafına kaldı.

Günümüzde bir tarımsal ürünün tarladan alındığı fiyatla markette satıldığı fiyat arasındaki fark asgari yüzde yüz oranındadır. Bu fark kimi zaman çok daha açılmaktadır. Bu durumda, üretici, masrafını karşılayamayacağı için ürününü tarlada bırakmakta ya da tamamen üretimden çekilmektedir. Ülkemizde işsizlik sorunu büyük boyutlara ulaşmamış olsa bu çekilmenin çok daha hızlı olacağı açıkça görülmektedir.

Son yıllarda köylerde yaşayan nüfustaki hızlı azalma, kentlerde aşırı nüfus birikmesi, tarımsal faaliyet için işlenmeyen toprak miktarının hızla artması, yaşanan bu sürecin doğal sonuçlarıdır. geçtiğimiz 2020 yılı da bu açıdan bir istisna olmamış, bu eğilim devam etmiştir.

KORONAVİRÜS KRİZİ TARIM SEKTÖRÜNÜ DE ETKİLEDİ

2020 yılında tarım sektörü, korona salgınının yol açtığı ekonomik sıkıntılardan fazlasıyla pay almıştır. Bazı tarım ürünlerinin rekoltesinin artmış olması, çiftçinin ekonomik krizden ve bunun sonucunda artan döviz fiyatlarından olumsuz yönde etkilendiği gerçeğinin üzerini örtmemelidir. Üreticinin üretimi sürdürmeyi ve kimi zaman artırmayı başarmış olması, onun daha fazla kazandığı ve refah düzeyini artırdığı anlamına gelmemektedir.

Üretici, girdi artışları ve benzeri etkenlerin yanı sıra salgın nedeniyle ortaya çıkan genel yoksullaşma ve gelir dağılımındaki bozulmadan da nasibini almıştır. Milli gelirin paylaşılması açısından bakıldığında tarımsal üreticilerin büyük bir çoğunluğu en alt gelir diliminde bulunmaktadır. Türkiye’de ortalama milli gelir kişi başına 9 bin dolar civarındayken, kırsal alanda ortalama üç bin dolar civarında kalmıştır.

BORÇ ÖDEMESİNDE SORUNLAR YAŞANIYOR

Yukarıda belirtilen borç yükü, geri ödemede sorunlar yaratmaya başlamıştır.

Nitekim, tarım kredilerinde yasal takip oranı 2016 yılında yüzde 2,6 civarında iken 2017’de yüzde 2,8 seviyesine, 2018’de yüzde 3,8’e ve 2020 Mart ayı itibariyle yüzde 4,8’e yükselmiştir. Tarım Kredileri Kooperatifinden alınan kredilerde de ödeme güçlükleri yaşandığı bilinmektedir.

Koronavirüs krizine karşı açıklanan destek programlarında da, tarımsal üreticilere destek sağlanmamış, bu borçların yapılandırılması konusunda çözüm üretilememiştir.

SONUÇ:

2020 yılı, tarımsal üreticiler ve tarım sektörü açısından bazı olumlu gelişmeler dışında, genelde olumsuz bir yıl olmuştur. Bazı ürünlerin rekoltelerinde iklim koşullarının uygun gitmesi nedeniyle artışlar yaşanmışsa da , konjonktürel nedenlere bağlı bu artış “sürdürülebilir” bir nitelik taşımamaktadır.

Üreticiler, en zor koşullar altında bile üretimi sürdürmüşler ve ekonominin yüzde 9,9 oranında küçüldüğü yılın ikinci çeyreğinde yüzde 4 oranında üretim artışı sağlayabilmişlerdir.

Ancak, bu durum kimseyi yanıltmamalıdır. Çiftçilerimizin sağladığı gelirler, 2020 yılında yükselmemiş, düşmüştür. Çiftçiye verilen destek oranı miktar olarak aynı kalmış, dolayısıyla genel fiyat artışları göz önüne alındığında azalmıştır. Çiftçi borçları artmış, ödeme sıkıntısı nedeniyle takipteki kredi oranları had        safhaya ulaşmıştır. 17.12.2020

Hüseyin DEMİRTAŞ

GENEL BAŞKAN

 

Trackbacks & Pings

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir